4 Mart 2012 Pazar

GÖRME ENGELLİ İZCİLERLE LİKYA YOLUNDA

- Muhteşem Bir İrade ve Azim Yolculuğu -



Yaşları 14 -15 olan görme engelli 5 istekli ve azimli çocuk ile idealist üç öğretmenin gerçekleştirdiği muhteşem bir yürüyüşün hikâyesidir bu.

Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu'nda çok özel bir düşünce çıkar Murat Şahin ve Hasan Doğan isimli iki öğretmenden. "Görme engelli çocukların oluşturduğu bir izci grubu"

Grubun birinci kurucusu olan Murat Şahin'inde çocuğu görme engellidir ve bu iki öğretmen görme engelli çocuklar konusunda uzmandırlar. Üçüncü öğretmen olan Ahmet Yalçın Hocaoğlu da sonradan katılır aralarına. Yapılan hazırlıklar ve çalışmalar sonucunda Deniz İzci Grubu oluşturulur. Bu izci grubuna bir çok firma ve kuruluş malzeme desteği ile sponsor olur.

Ben de sahibi olduğum Pusula Doğa ve Macera Sporları Eğitim Organizasyon kuruluşu olarak bu izcilerimize malzeme ve eğitim desteği vererek onur duyma tadını yaşadım.



Malzemelerini ve eğitimlerinin bir kısmını tamamlayan grubun artık bir hedefi vardır. "Likya Yolu" nu yürümek. 509 km.lik tarihi Likya Yolu'nu yürümek görmeyen, henüz olgunlaşmamış 5 çocuğun yapabileceği bir şey mi diye çok kişi korkar. Öğretmenler böyle bir olayı gerçekleştirmek ve böylesine riskli bir sorumluluğu almak için ne biçim bir cesarete sahiptirler.

Aslında büyütülecek gibi bir şey yoktur. 509 km.lik yol etap etap, bölüm bölüm her sene bir kısmı yürünecek şekilde tamamlanacaktır.

Ne yazık ki, bu grubun kurucuları Murat Şahin ve Hasan Doğan öğretmenlerin başka illere tayinleri çıkar. Grubun birinci kurucusu Murat Şahin zorunlu sebeplerden dolayı yürüyüşe katılamaz. Hasan Doğan ise izninin önemli bir kısmını da harcayarak bu ideali gerçekleştirmeye ve çocuklara verdikleri sözü tutmaya kararlıdır. Son anda yanına katılan Yeni Öğretmen Ahmet Yalçın Hocaoğlu ile birlikte artık Likya Yolu gerçekleşecektir.

Bir sene boyunca bu düşünceye ve yürüyüşe odaklanan Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu Deniz İzci Grubu, 21 Haziran 2008 tarihinde hedefine doğru yola çıkar.

Bu özel ve sorumluluğu yüksek aktivitenin içine dâhil oldum. Hem de büyük bir zevkle ve istekle. Tüm işlerimi bırakıp ve bu serüvene katıldım.

"--Benden önce malzeme desteği istediklerinde hiç düşünmemiştim. Ama iş kilometrelerce yürüyeceklerini söylediklerinde gerçekten ve ciddi olarak düşündüm. Nasıl olacaktı? Hadi onların zorlanması tamam da olumsuz bir durum yaşanırsa biz görenler yollarda ne yapacaktık? Öncelikle görmeyen çocuklarla hiçbir yürüme deneyimim yoktu, sonra sıkıntılarında ve isteklerinde nasıl cevap vermem, nasıl yardımcı olmam gerektiği konusunda bilgim de yoktu. Belki fikirlerim ve hislerim vardı ama deneyim olmadan ne işe yarayacaklardı ki?

Murat ve Hasan öğretmenleri görmeye, onları ve öğrencileri tanımaya okullarına gittim. Okulda beni karşıladılar, çevremde birbirlerine tutunarak yürümeye çalışan çocuklar olduğu kadar, koşarcasına süratli hareket eden görme engelli çocuklar da vardı. Şaşılacak becerilere rastlıyordum. Bu arada da düşünüyordum “başarabilir miyim?” diye.

Bana okulu gezdirdiler, çocuklarla tanıştırdılar, derslerine katıldım. Değişik, zor ama özel bir bir dünyaları vardı. Murat ve Hasan öğretmenlerle yarım gün boyunca bu yürüyüş projesi üzerine konuştuk, fikirlerimizi paylaştık. Sonuçta ben “tamam ben varım” dedim. Projeyi uygulamaya koymadan önce okullarının bahçesinde bir kamp yapacaklardı. Ben de katılacağım dedim. Böylece okulda tanıdığım izcilerle bir kamp gecesi geçirmek ana faaliyet öncesi benim için yararlı olacaktı.

21 Haziran 2008 - Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu: Sabah tüm malzemelerimi son kez kontrol ettim ve kayın babamla birlikte görme engelliler okuluna doğru yola çıktık. Beni okula kayın babam bıraktı, o da çok duygulandı ve “ben de gelmek isterdim dedi” Okula girince Hasan öğretmen karşıladı bizi. Malzemeleri bir köşede yığılı duruyor, son hazırlıklarını yapıyorlardı. Bana yürüyüşte de giymem için                 t-shirtlerinden hediye ettiler. Okulun bahçesinde son hazırlıklar ve kontroller tamamlandı, çocuklar çantalarını kuşanmış olarak ard arda 17 kişilik bir araca doğru yürüyorlar, ben de bunu kameraya çekiyordum. Her şey tamamlandı araca binildi, kayın babamla vedalaştım ve bizi okul müdürü Feyzullah Güler uğurladı.

22 Haziran 2008 - Ovacık Çalışlar Bölgesi: Yolda izciler marşlar söylüyor, birbirlerine espriler yapıyorlar, eğlene eğlene gidiyorduk. İzci Ömer gür sesiyle grubun amigosu gibiydi. Sabahın erken saatinde Ovacık bölgesinde bir eve geldik. Çocukların da tanıdığı, tayini çıkmış bir öğretmenin eviydi. Türkan Sabancı Görme Engelliler Okulu'nun eski öğretmenlerinden Şevki beyin evinde yapılan kahvaltı, sohbet ve planlamanın ardından Ölüdeniz'e doğru hareket ettik. Ölüdeniz’de rahatlamak, yolun yorgunluğunu gidermek ve güç toplamak için bir kaç saat yüzme ve gezme molası verdik. Öğretmenleri deniz izcileri oldukları için deniz eğitimi de vermeye çalışıyorlardı. Ölüdeniz’de bize gösterilen ilgi ve yardımseverlik de çok hoşuma gitmişti. Belceğiz plajına gittik, burada bir süre dolaştık, bu arada Türkkuşu’ndan serbest paraşütçü arkadaşlarıma rastladım bir sene aradan sonra, burada yamaç paraşütü tandem pilotluğu yapıyorlardı. Bana “ne yapıyorsun, uçmaya gelmiyorsun hiç, gel sana kanat verelim de uçuşa çıkalım” dediler ama durumu anlatınca önce şaşırdılar, sonra da “yahu ne adamsın, ne değişik işlerin var, ama helal olsun hayırlısıyla kazasız belasız başarılı bir yürüyüş olsun” dilekleriyle ayrıldım onlardan.


Saat 13:00 sularında Likya Yolu Başlangıç noktasına geldik. Hazırlıklar ve brifing yapıldı. Ben burada önemli birkaç nokta üzerine konuştum, grubun genel emniyeti benim sorumluluğumdaydı. Bu arada yerel basın geldi, aşağıda ben havacı arkadaşlarımla konuşurken Hasan öğretmenle görüşmüşler galiba. Çocuklarla ve Hasan öğretmenle röportaj yaptılar, yürüyüşe başlarken de biraz çekim yaptılar. İlerleyen zamanda yolda gelen tebrik telefonları moral veriyordu bize. Ben derin bir nefes alarak, içimden “vira bismillah” dedim ve yürüyüşe başladık. Dağlar dolaşmış, kilometreler, tepeler, ormanlar aşmış biri olan ben, bu sefer değişik bir sorumluluk almıştım.



Yürüyüşümüz 40’ lara varan sıcak ve yoğun nem altında ağır ağır ve dikkatlice devam ediyordu. Çocukların sırt çantaları 40 - 45 litrelik çantalardı uyku tulumu, mat, yedek çorap, su, yedek pil, düdük ve rüzgârlıktan başka bir şey yoktu. Öğretmenlerin çantaları biraz daha ağırdı. En ağır çantayı 12 kg. ile ben taşıyordum. Ne de olsa rehber çantası, tam donanım şarttı böyle bir yürüyüşte. Çocuklar bozuk arazide doğal olarak ağır ağır ve dikkatli bir şekilde yürüdükleri için, sırt çantalı ağırlıkla alınabilecek 1 saatlik mesafe 2 saatte alınabiliyordu. Yürüyüş sürati yarı yarıya düşüktü ve sık duraklamalar neticesinde yükümüz sıcak altında artık iyice zorlamaya başlamıştı. Tek sıra ilerleyişimizde aramızda batonlarımızı yatay konumda sabit tutarak, tek parça gibi yürümeye çalışıyorduk, bu çocukları daha iyi yönlendirmemizi sağlıyordu. Allahtan hisleri ve kulakları çok iyi idi. Bu da işimize yarıyordu doğrusu.

Görmeyen kardeşlerimiz ayakuçları ile önlerini yoklayarak yürüyüşlerini yapmaya çalışıyorlardı, bu da onların çarşak ve engebeli alanlarda takılmalarına neden oluyordu. Onlar için böyle bir arazi şartında daha rahat yürüyebilmeleri için adım atma ve yürüme teknikleri bulduk. Bu bizim için de tecrübe oldu. Kısa ama ayak daha yukarı, topuk önce değecek şekilde yürümelerini geliştirdik. Sonuç bizim için biraz daha iyi oldu.

Hava karardıktan sonra bile yürüyüş yapıldı. Görmeyen çocuklar için bir şey fark etmediği gibi daha iyi bile oldu. Çünkü gece sesler daha iyi algılanıyordu onlar için. Ama bizim için çok daha zor oldu. Gece kampımızı karanlıkta kurduk. Konservelerimizi yedik ve çaylarımızı içtik gece eğitimi ve sohbetten sonra da çadırlarımıza çekildik. Yedek kıyafet olarak sadece t-shirt vardı. Herkes yürüyüş kıyafetleri ile yatacaktı. Gereksiz ağırlığın beraberinde getireceği sıkıntı böyle bir yürüyüşte sınırları zorlayacaktı. Çok sıcak bir gece olduğunda uyku tulumlarına kimsenin girmediğini söyleyebilirim.

Sabah erkenden kalkıp, ufak bir atıştırmanın ardından ( kahvaltımız kuruyemiş, kuru üzüm ) çadırlarımızı topladık ve yola çıktık. Yol üzerinde sık sık mola vermek zorunda kalıyorduk. Çocuklar ve biz doğal olarak zorlanıyorduk. Ama manzaramız ve karşımıza çıkanlar çok güzeldi. Keyif alıyorduk. Yol zaten iz doluydu, bu yüzden rahattık.

Çocukların bir kısmı bütün uyarılarımıza ve bilgilendirmemize rağmen sularını tükettiler. Yolun su bulanmayan kısmında sularımızı paylaşmaya başladık. Daha sonra bol miktarda su bulduk ama.
Faralya bölgesine yaklaşırken sıkı bir mola verdik. Şu ana kadar önemli bir mızmızlanma veya yakınma belirtisi görmedim. Ama ciddi anlamda antrenmansız ve tecrübesiz olan çocuklar yavaş yavaş yürüyüşe alışıyorlardı. Ne yazık ki yolumuz daha uzundu ve sonuçta yorgunluklar da başladı. Bundan sonrası rutin ve ağır bir yürüyüş olarak devam etti.

Likya Yürüyüşümüz sonunda çocuklara ödül olarak ve tüm grubun dinlenmesi, yenilenmesi için direkt Bodrum Turgutreis'e benim için iki, çocuklar için bir kaç günlük tatile doğru yola çıktık.

Bu trekking faaliyeti özel oldu. Sorumluluk çocuklar olduğu için, hele birde görme engelli oldukları için çok yüksekti. Çok ağır tempoda ve yer yer 3 – 4 zorluk derecesinde yerlerde sürdü. Sıcak ve susuzluk özellikle yordu. 12 kilo yükle ve 5’i görme engelli çocuk 7 kişi ile emniyetli yürüyüş yapmaya çalışmayı bir de siz düşünün. Yürüyüşün yoruculuğunu balık aklı metodum ve zorluklardan zevk almak için kendimi kilitlemek, daha doğrusu otomatik pilota bağlamak çok işime yaradı.

Farklı ve özel bir deneyim kazanmak, yeni bir macera yaşamak, zevk almak, onur verici bir başarı anısı ve Türkiye’de bir ilki gerçekleştirmek. Daha ne olsun J
Kutsal Zafer Şahin - 2008

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder